• Facebook'ta Paylaş
  • Twitter'da Paylaş
Hasta Bina Sendromu
2/20/2012
Özlem Doğan SARIGÜZEL/ Çevre Mühendisi/ Medosa Mimarlık Mühendislik

Modern ve teknolojik binalarda yaşam kalitemiz artarken çalıştığımız ofislerimizin ve evlerimizin sağlığımız ne kadar tehdit edebileceğini biliyor musunuz?  Örneğin sık sık şikayet ettiğimiz baş ağrısı, baş dönmesi, öksürük, mide bulantısı aşırı yorgunluk, motivasyon bozukluğu, kuruyan boğaz için yudum yudum su içme isteği,  gözde yanma ve kaşıntı ve boğuşup durduğumuz viritük hastalıklar size tanıdık geliyor mu?Hasta Bina Sendromu

Bütün bunlar, dünya genelinde HASTA BİNA SENDROMU olarak bilinen, aslında sebebi de çözümü de gayet basit bir durumdan kaynaklanıyor. Üstelik çözümü, 20 yıl önce NASA tarafından Ay kapsüllerindeki astronotların sağlıklı soluk alabilmesi adına yapılan ve sonrasında Marsa yapılacak yolculuklarda ve Mars’ta hayat arayışının temelini oluşturan araştırmalar esnasında bulunan deneysel sonuçlardır.

Modern yaşamdan kaçınmak onun nimetlerini elimizle itmek ne kadar akılcı olur? Teknolojiden uzaklaşamayız. Onun sağlımızı bozmasını engelleyebiliriz. Örneğin neredeyse tüm yaşam alanlarımızda,  klima vazgeçilmez bir konfor. Klimaların harcadığı enerjiyi tasarruf etmek için ve bir de gelişmiş bina izolasyonları ile,  yaşam alanlarımızdaki hava değişimini kesip, aynı havayı tekrar tekrar solumak zorunda kalıyoruz.  Modern binalarda hermetik ve petrol ürünleri içeren inşaat malzemelerini kullanıyoruz. Bunlar yaşam alanlarımızdaki soluduğumuz havaya sağlığımızı bozabilecek gazların salınımı yapıyor. Ayrıca, kullandığımız modern sentetik ve plastik eşyalar, bilgisayarlar, elektrikli cihazlar, temizlik maddeleri ev ve ofis ürünleri soluduğumuz havaya zararlı kimyasallar salıyor. İşte tüm bu,  kirli iç havayla beraber,  uçucu organik bileşenler ‘’Hasta Bina Sendromları’’nı oluşturuyor.  Soluduğumuz havada nem oranı düşerse üst solunum enfeksiyonlarını tetikleyen, viral enfeksiyonlara yakalanma olasılığımız artması da cabası.

NASA da görev yapan Dr. M.Ö. WOLVERTON,  ay seyahatlerinde solunana havanın kalitesini arttırmak için, araştırmalar yapan bilim adamıdır. Dr. Wolverton iç mekân bitkilerinin amonyak, benzen, formaldehit gibi ortak kirleticiler için en iyi filtreler olduğunu keşfetti. Bu zehirli kimyasalların bizim günlük yaşamımızda,  yüzlerce mobilya, halı, bina üretiminde kullanılan yapı malzemeleri, plastik eşya ve oyuncaklar, temizlik malzemeleri ile yayıldığını biliyoruz. Bunlardan en belirgin ve kanserojen etkisi olduğu bilinen,

Formaldehitler: Yalıtım malzemeleri, tavan döşemesi, sunta, halı tutkalı, sigara dumanı vs ile havaya yayılırlar.

Benzen: Temizlik maddelerindeki kansorejen maddedir.

Trikloretilen: Sprey yapıştırıcılarda vardır. Akciğer kanseri yaptığı düşünülmektedir.

Bu ve benzeri havada yayılan zehirli kimyasalları ve karbon monoksit birikmesini önleyen çözüm yolu,  yatırım ve işletme maliyet hesaplarından oldukça uzak bir yöntemdir. Bunun adı ‘’BİTKİ’’sel çözümlerdir. Bitkiler, dünyada su ve toprak içinde var olan canlılar için bunu seve seve yapmaktadır. Üstelik bu döngüyü kendilerine besin sağlamak için kullanırlar. En büyük yardımcıları ise, köklerinde yaşam alanı bulan bakterilerdir. Bitkilerin insan sağlığına etkileri sadece fotosentez yaparak havadaki oksijen oranını arttırmak, zehirli kimyasalları bünyelerine alıp uzaklaştırmak değildir.

Hasta Bina Sendromu1995 yılında Dr. Stiles, psikolojik etkileri hakkında yaptığı bir araştırmasında, iş yerinde çalışanların veriminin arttığını tespit etmiştir. Bu araştırmayı Azalea bitkisi üzerinde yapmıştır. Ayrıca, ortamdaki oksiyenin arttığını, zehirli kimyasalların solunana havadan bertaraf edildiğini ve statiğin azaldığını fark eder. Ayrıca,  bitkilerin yüzde 15 oranında klimalı ortamların nemini arttırdığını tespit ederi. Çünkü bitkiler havadaki nemi insan sağlığı için gerekli optimum aralıkta tutma eğilimindedirler sonucuna varır. Ayrıca araştırmalarını çeşitli bitkiler üzerinde de genişletince,  Yucca bitkisinin havadaki amonyağı uzaklaştırdığını farkeder. Kendisi gibi araştırmacı olan, İrlanda ulusal üniversitesi’ inden Denis Headan ‘ın ise Şili deki çöllerde yaygın halde bulunan Quillaia bitkisinin çok daha fazla amonyağı ortamdan kaldırdığını keşfeder.

NASA’ın yaptığı araştırmalarda, en çok buğday filizlerinin ortama oksijen verdiği sonucunu bulurlar. Astronat’lar günlük spor yapmak zorundaydılar ve bu durum ortamda karbondioksit oranını otomatik olarak olması gerekenin üzerine çıkarıyordu. Bu aktivite sonrasında buğday filizleri sayesinde,  1 saat içinde uzay kapsülünün havasının temizlendiğini gözlemlediler. Karbon monoksit fazlası insanda, konsantrasyon bozukluğu ve anlık hafıza zayıflığı yapmaktadır. NASA’ nın araştırmalarında keşfettiği en popüler bitkilerden bazıları ( botanik isimleri ile Latince olarak verilmiştir). :

Kentia: Havaya bol nem verir. Kimyasal toksinleri yok eder.

Philodendron:  Form aldehit moleküller gibi diğer toksinleri sökmede etkilidir.

Phoenix roebelinii: Havadaki ksileni çıkarıp alır.

Spathiphyllum: Havadaki alkol, aseton, trikloretilen, benzen, amonyak, ve formaldehit i uzaklaştırır.

Nephrolepsis exaltata: Bitkiler’in en eski gruplarından biridir. Tarih öncesinden kalma bir fosil bitki türüdür. Hava kirliliğine yol açan gazlar, özellikle formaldehit’i  yok eder ve ortama nem verir.

Ficus elestika: Havada’ki kimyasal toksinleri ortadan kaldırır.

Warneck Dracaena:  En popüler hava temizleme bitkisidir. Benzen, trikloretilen, ksilen ve gaz toluen’ni ortamdan yok eder.

Sansevieria trifasciata: Oksijen yayar. 24 saat içinde kapalı ortamlarda hava kirleticilerinin yüzde 87 oranında temizler.

Areca: Sigara dumanı, ahşap mobilyalardaki yapıştırıcı ve cilalardan havaya salınan zehirli gazları ortamdan uzaklaştırır.
Hasta Bina Sendromu
Yeşil binalar büyük bir başarı ile yapılmaya çalışılmaktadır. Bitkiler binalarımızda ısı, ışık yalıtımında elzem bir ihtiyaçtır. Örneğin, bina çatılarında oluşturulan çim alanlar yaz aylarında sulandıkça ısınmayı en aza indirirken kışın ısının dışarıya çıkmasını da engeller. Yani doğal bir klima görevi üstlenir. Teknoloji öncesi yapılan eski toprak damlı evlerin çıkış noktası, insanların bunu keşfetmesi ile olmuş olmalı.  Bitkiler ile binaların atık sularının içilecek düzeye kadar arıtılıp temizlenmesi mümkün olduğunu fark eden Almanya 40 yıldır, ABD ise 25 yıldır şehir planlamasında, evsel atık suları şehir içlerindeki göllerde Bambu çeşitlerini kullanarak arıtıp, kullanma suyu haline getirmektedirler. İşletme maliyeti çok düşük, doğaya uyumlu ve kimyasal maddeler kullanılmayan prosesler ile arıtma projeleri geliştirip uygulamaktadırlar. Yani doğanın parçası, çevreci, teknolojik çözümler uygulamak sanıldığı kadar zahmetli bir iş değildir. Bunu, binalarda oluşan evsel veya sanayi tipli atık suları arıtmada kullanmak da çok basittir.

Bitki dünyanın ve geleceğimizin sigortasıdır. Onu yaşamımızın her alanında doğru biçimde kullanırsak geleceğimiz için bireysel katkıda bulunmuş olmayacak mıyız? 

  • "
Yorumlar
Bu haberi yorumlayabilir ve facebookta paylaşabilirsiniz.
Tasarımcılar
Yeniliklerden haberdar olmak için;
Tedarikçiler
Ürünlerinizi tanıtmak için;
  • YEŞİL  UYGULAMALARI
  • Sürdürülebilir Arazi
  • Su Verimliliği
  • Malzemeler
  • İç Mekan Kalitesi
  • Enerji ve Atmosfer